24 Kasım 2012 Cumartesi

Handikap Girdabı

   Şimdi ne söylesem, ne saçmalasam anlamsız olucak. Bi' dakika ya, saçmalarsam zaten anlamsız olucak. Hadi bakalıııım, başladık.
   Dedim ki kendi kendime "Ulan madem burası benim bloğum neden aylardır bi' şey yazmıyorum? Kimse takip edip okumasa da neden başı boş bırakıyorum buraları?" Çok da güzel demişim bence. O yüzden bir iki bi' şey yazıp yine buraları inlere cinlere top oynamaları için teslim edeceğim.
   En gereksiz, en yersiz şeyleri düşünüyorum şu sıralar. Öykü cağnım da olmasa kafayı yerdim gibime geliyor. Ha bi' de Hayrettin. Bence ismi böyle daha hoş. Asıl o benim canım ciğerim. Ama yine de yetmiyor bunlar. Neler düşünüyorum bilseniz.
   "E kızım hep düşünüyosun, söylesene ne olduğunu!" demediğinizi duymaz gibiyim. 

   Biraz da Nietzsche amcanın Zerdüşt'ünden sonra bambaşka şeyler düşünür oldum.
   Tabii ki neler düşündüğümü burada açmayacağım. Yıllar, belki de aylar sonra bu yazdıklarımı okurum. Kesin bir ton söverim kendime. Diyorum ya, şu an yazdıklarım ve söylediklerim saçmalıktan -laf aramızda hiç de saçmalık değil- ibaret.
   Bugünkü tiyatro da muhteşemdi ayrıca. D sırasında izlemenin keyfi de ayrı bi' şey. Şimdi Yücel Yıldız'ı -kendisi bölüm şefimiz oluyor- anlıyorum. Adam iyiliğimizi, entellektüelliğimizi düşünüyor. Tam alnından öpülecek insan. Sevdiğim nadir eğitimcilerden. Bu konuda da çok yaralıyım, tuz basmak istemiyorum.
   Kıssadan hissemiz de şu oluyor; bedbaht bir ergenlik atlatıyorum ve sanırım bu atlatma yıllar sürecek.