25 Ağustos 2012 Cumartesi

Görüntü Estetiğini Bozan Teknoloji

   Çorum-İskilip turu yapalım dedik, yaptık. Çok köklü tarihi olan bir yerleşim yeri. Benim de çok hoşuma gider bu tür yerler. Özellikle onları kadrajıma yerleştirmek. Fakat büyük bir problem var; bu elektrik telleri, direkler vs o kadar mahvediyor ki o güzelim kareyi. 
   Başlıkta teknolojinin görüntü estetiğini bozduğunu söyledim ama haklarını yemeyelim. Bu elektrik tellerini yeraltına alma çalışmaları başladı bile. Böylelikle bu kirlilik ortadan kalkacak. Kalkacak kalkmasına da yerini kim bilir neler alıcak.

   İskilip'in dolması meşhur. Bunu söylemeden de yazımı bitirmeyeyim dedim, ani bir giriş yaptım. Dolması meşhur evet. Gördüğünüzde anlık bir şaşkınlık yaşayacaksınız çünkü o hayallerinizdeki dolmadan değil. Öyle biber, yaprak falan değil yani. Bildiğiniz pilav ve et. O kadar çok övdüler ki bir sene boyunca, çok merak ettim. Yediğimde "Bu muymuş şimdi Sikilip dolması yeaa" dedim -Sikilip de babamın lisanında-. O kadar övülünce bu dolma ben de aman aman bir şey bekliyorum.
   Böyle aşırı överlerse siz de inanmayın. Damak tadı tabii bu gerçi.

24 Ağustos 2012 Cuma

Princess Chelsea - The Cigarette

.
FAZLA BİLİNDİK AMA MİSTİK BİR KIPIRTI

Piyonun Gücü

   En son satranç ne zaman oynadınız? Ben en son ilkokul zamanımda oynamıştım. Şimdi oynadığımda da ayrı keyif alıyorum fakat gerçekten insan üst üste ısrarla yenilince pek de öyle tat vermiyor.
   Geçtik kardeşimle kafeye, baktık satranç var. Tavla bilmiyoruz, okey zaten oynayamıyoruz iki kişi. Dedim "oğlum Melih gel seninle satranç oynayalım." O da onayladı. Keşke onaylamasaydı. İnsan böyle mi yenmekten bıkmaz. Canım sıkıldı tabii.
   Ama en çok canımı sıkan da beni piyonla şah-mat yapmasıydı. Gerçekten satranç bilmesem bu kadar oynarım.

   Bi' de şu hızlı şarj makineleri insanlık için yararlı ama bir o kadar da büyük sorun.

23 Ağustos 2012 Perşembe

Mumda Sucuk Lezzeti

   Gün geçmiyor ki biz bir dengesizlik yapmayalım.
   İlk insanlar gibiyiz kardeşimle adeta. Yeni neler keşfetsek bi' heyecan, bi' coşku.
   Memleketteyiz, acıktık. Dedik bari sucuklu yumurta yapalım. Mutfağın ışığı yanmadığı için mum kullanıyoruz. Melihciğim sağ olsun o keskin zekasıyla mumda sucuk kızartmayı teklif etti. Ne kadar mantıklıca(!) Denedik. İnanmazsınız muhteşem oldu. Ha madem inanmıyosun, dene. Ya vallahi acayip lezzetli oldu.


Ha bir de; KORNİŞON TURŞUSUYLA CİDDİ DÜŞÜNÜYORUM!

Bu Sefer Cidden "Sana Kek YAPTIM"!

   Büyük bir talihsizlik yaşadım bildiğiniz üzere ama ilk deneyimimdi. Bakın bu çok önemli. En sonunda başardım!
   Evde kimse yok. Anneme de söz verdim kurabiye yapıcam size diye. Yine pek keyfim yok ama annem aradı "Kızım, kurabiye yapıcaktın. Başladın mı?" Haydaaa. "Başladım anneeğğ başlamam mı!" Bir heyecan bir heves. Nedense panik yaptım. Malzemeleri bulmam uzun sürdü ama sonunda tamamen hazır hale geldim. Bana yalnızca tek bir kişi, "erkeğim" yardım etti. Onu hepiniz tanıyorsunuz. Alırım anahtarınııı!
   Aman Allah'ım. Nasıl güzel sevgi katıyoruz hamurumuzun içine Peluşcuğumla. Hemen kendisini de yeri gelmişken video ile hatırlayalım;


 Çabucak yaptım kurabiyemi. Hemen attım fırına. Bu sefer dereceyi ayarlaya bildiğimden sıkıntı olmadı. Tam o sırada annem geldi. Resmen hayran kaldı kurabiyeme. Zaten ne yapsam bu kadın "Mmm, kıvamını ne güzel tutturmuşsun. Ayol ben böyle yapamıyorum." diyerek şımartıyor beni. Akşam da Yasemin teyzeciğim geldi. O da hayran kalınca "Ellerimi Türk mutfağına adıyorum." şeklinde şevke geldim. Validenin de işine geldi. Görüntü sizi cezbedecektir. Ah tadını da bir bilseniiiiz.


 



Civil İsin

   Lakaplar hala günümüzde süregelen bir şey. Ama öyle lakaplar duyuyorum ki "Yuh be o ne!?!?!" diyorum.
   Yine köyde olduğumuz bir vakit. Boşuna "Köylü milletin efendisidir" demiyorlar. Birçoğu kendilerini öyle geliştirmiş ki şaşar kalırsınız. Ayrıca adamlar çalışmaktan büyük zevk alıyor. Karadeniz'imin insanı da bir başka güzel tabii. Muhabbetleri de ayrı güzel oluyor azizim.
   Babamın çok sevdiği bir ailenin yanında, köydeki evlerindeydik. Allah'ım! Bu kadar mı tatlı olur sohbetleri. Normalde sıkılırım ama bana çok sempatik geldi. Aralarında konuşuyorlar ve ben de dinliyorum. Köylerde özellikle bu lakap olayı gayet yaygın. Babam laf arasında "Civil İsin" bi' lakap kullandı. Allah Allah. Tamam İsin; Hüseyin onu anladık da nedir bu Civil?? Konuşmalarında bir boşluk buldum, hemen sordum bu Civil nedir, ne değildir. Babam ne demiştir sizce? 

   Civil size neyi çağrıştırıyor?
   Kötü bir anlama geliyor mudur?
   Neyse, bırakalım böyle dandirik soruları da babamın yanıtına gelelim.
   Arkadaşlar Civil "küçük" anlamındaymış. Evet evet, "küçük"! Ne alaka yani. Gülsen gülünmeez, şaşırdım kaldım.
   Hadi bu neyse. Bir de "Emzik Emine" var. Onu da sorayım bak. Neden emzik?
   Kime göre emzik?
   Neye göre emzik?

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Gün İçinde Neler Olmuş?

   A-aaa, bakın ne unutmuşum;
Bi' evin bahçesi bu. Çiçeklerdeki renk aşık olunasııı!
   Bayramdan önce de gezi turumuz vardı tabii. Aslında biz hep gezdik. Çiçekler kadar en az ben de renkli pozlar verdim etrafa. Eheheh! Rüküşlük değil bu. Unutmayınız ki "zıt renkler de bir uyumdur." O yüzden hiç sıkıntısız boy gösterebildim hemşehrime. Adamlar dış görünüşe önem veren bir topluluk en nihayetinde.
   Bol bol gazete alıp Melih'le oturup okuduk. Aman nasıl sosyaliz nasıl sosyaliz.
   Hayır.
   Bulmaca çözdük.
   Evet yine de biz sosyaliz.
   Gazete okumak farklı bir eğlence, farklı bir güzellik. Nelerle karşılaşıyor insan orada. Ülkemdeki ve dünyadaki haberler, olaylar o kadar enteresan ki! Bakın pazar günü aldığım gazetede obezite hastası bir vatandaşın 2 kadını öldürüp yediği yazıyordu! Yemiş! 17 yaşında annesini kesen, satırla parçalara bölüp ağır, çöpe atamıyorum diye arkadaşını arayan... Daha neler neler! Böyle ilginç haberlerle dolu. Bir tanesi var beni çok mutlu etti.
   Amanın nasıl mutlu oldum nasıııl! En azından bu zamana kadar günaha girmiyormuşum.
   
Memleketimin manzarası, balık tutanları da ayrı bir güzel. Bu yazımıza da huzur dolu fotoğrafımızla son verelim o vakit.

Ane Brun - Do You Remember



Hatırlıyor musun o kuşluk vaktini
hani yatağa geri döndüğümüz,
ilk pozisyonu bulduğumuz
ve her bir kasın gevşediği.
Diyor Ane Brun.

Bayram Ziyaretlerinden

   Uzuuuuuuun(!) bir bayram tatili geçirdik. Bayramdan ne anladık diye sorarsanız; üç günden kim ne anlamış. Ama her şeye rağmen iyiydi. Memleketim yine yağmur yağışla bayramı sıkıcılaştırdı. Son gün bi' "Hadi bu da size ibneliğim olsun." der gibi bir hava yarattı ama ben güneşli havadan haz etmem zaten.
   Bu sene önceki senelerde olduğu gibi çikolatayla, şekerle nefes almadım. Nedense şu sıralar tatlı şeylere karşı büyük antipati besliyorum. Yalnızca şeker markalarına baktım bu sefer. O beğenmediğimiz şekerleri inceledim. Onlar hepsi birer üvey kardeş gibi. Zaten tatları da bi' şeye yaramıyo. Evet, denedim. Tabii bir anı fotoğrafını da unutmadım.

   Ben pek sevmem çok uzun süreli bayram ziyaretlerini. Sevgili valideciğimle babacığıma zorr anlar yaşatmadık değil. Uykusuzluktan ölüyoruz, insan içine de öyle ruh gibi çıkmak istemediğimizden onlarla gitmiyoruz, sorun oluyor. En son buna taviz vermeye başladılar. Çok sıkıldım. Bir ara dört yapraklı yonca arayışına çıkacaktım ki anında vazgeçtim.
   Tuhaf şeylerle de karşılaşmadım değil. Aslında tuhaf demeyelim de görünümü hoş. Kış için kavanozlara menemenlik hazırlamışlar. Nasıl da hoş görünüyolaaaar.
   Ayrıca bu ev ziyaretlerinde evin içindeki eşyalar da çok dikkatimi çekti. Özellikle bir antika tepsi ve altlık takımı. Burada ev sahibinin oğlu -sanırım benden 2-3 yaş kadar büyük- ilgi dolu bakışlarını bizzat görünümümden alamadı(!) Çok ilgiliydi demek istiyorum. Tepsiyi vermesi, "Şurada çek, daha iyi ışık alır." demesi... Ama gerçekten çok güzel eşyalardı.
 Daha neler neler. Bayram günleri içerisinde ilgimi çeken bunlar oldu. Daha doğrusu "bayram ziyaretleri" demeliyim.

16 Ağustos 2012 Perşembe

Sana Kek YAKTIM!


   Çok şevksiz uyandım sabah. Ama nasıl uykum var, nasıl yorgunum, nasıl kötüyüm.
   Zoraki gittim Şerife teyzeciğimin evine kadar. Maksat kurabiye yapalım da yiyelim, sevinelim, "Ay ne kadar da lezzetli ayoool!" diyelim.
   Diyemedik!
   Neden mi?
   Muhteşem becerimle bir güzel hamuru elceğizlerimle yoğurdum. Tanrım! Ne kadar da hoş oldu. Bir kısmını kakaolu, bir kısmını da beyaz yaptım. Tepsiye dizdim bunları, üstlerine de bir güzel damla çikilatalarımı yerleştirdim. Asıl olay burdan sonra oldu...
   Attım fırına, Şerife teyzeciğim de bir yere kadar gitti. Derken oyalandım ettim. Ben ne bileyim fırını en yüksek dereceye aldığımı. Ayrıca ben yarım saat bekleriz, öyle olur diye düşünüyorum.
   Olmadı!
   Neden mi?
   Çünkü YAKTIM! Evet bildiğiniz kömüş gibi oldu yavrucaklar. Kakaolu olanlar hep pertler zaten.
   "Bu ilk deneyimimdi" diyerek kendimi teselli ediyorum. İlk deneyimim olması da teselli değil ki. Ama hep fırının ayarını bilmediğimden. Ayrıca ne bileyim ben 15 dakika fırında kalsa yeteceğini. Poğaça yaparken gayet de yarım saat kalıyodu o fırında. İşte o öyle değilmiş.
   Neyse ki öğrenmiş oldum. Kötü bir tecrübe oldu ama sonuç itibariyle başardım, sayılır.

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Böylelikle Gecemizi Noktalıyoruz

Moddi - Smoke

Kano (canoeing) Nasıl Güzel Bir Şey!


*BUNU BENİMLE YAPAN ADAMLA EVLENİCEM!

O "Resim" Bu "Resim"

   Oğulcan arkadaşınızın gönderdiği o fotoğraf bu fotoğraf! -Bence resim demeliydim.-

Nasıl Bir Gece Yaşadım Yahu!

   Yine uykunun "Ben gelemiyorum, sen devam et." dediği bir gece yaşadım. Sabah sekizde uyunur mu Allah aşkına! Ama uyunuyor işte. Bir de fındıklı lokum edasında bir arkadaşınız varsa bırak uykuyu onu düşünemiyosun bile. Yine de sonuçta beni uyutup sanırım kendisi de uyudu. Oradan tam emin değilim.
   Öyle yaprak kürek espriler yaptım ki çocuğa, benden iki tane olsa, sahte ben olur, asıl beni döverdim. O kadar vasattı anlayacağınız. Mert'in de kafası böylelikle fena halde ütülendi. Yazık çocuğa.
   Uyuyamamamın tek nedeni de Mert değil tabii. Bir de olumsuz etken var. Oğulcan arkadaşınız bana anlattığı inli cinli hikayelerle gecemi
"fiyasko" haline getirdi. Dolabımın kapağı açık kalmış, ayna da var üstünde. Sırf aynaya bakmamak için arkam dönük gittim dolaba kadar. Filmlerden gördüğümüz kadarıyla aynaya bakıldığında hoş şeyler olmuyor. Sonuç olarak uyudum.
Sanırım Mert de uyudu.
Yani uyumuştur galiba.
Uyuması daha iyi olurdu.
Neyse efem, işte temsili fotoğraflar;

*Screenshot yok tabii ben de. Fotoğraf makinesi kullanmak zorunda kaldım. :((8(

Kuafördeki Teyze

   Gece zoraki uyudum. Daha doğrusu sabah uyudum. Niyetim "iki saat uyku bana yeter, sabah onda uyanırım"dı. Olmadı. Baktım annem başımda "Hadi, kuaföre gitmiyo muyuz?" diyo. Baktım ki saat 1, oha!
   Oruç tutmadık valideciğimle Çorum'un lanet sıcağında dolaşacağımızdan. Gittik kuaföre, bir sıra var sanki seksenlerdeki "Ne için sıraya girdik biz?" havası gibi. Işığı gören gelmiş. O yetmezmiş gibi bir bebek yoğunluğu vardı. İnsanlar tüm işlerini güçlerini bırakıp çocuk yapmaya karar vermişler. Bi' de bu çocukları seven hanım teyzelerimiz var. İşte o ablalar en az kuyudan çıkan kız Samara kadar sevimsiz. Ayrıca şunu da farkettim ki bir kelime üst üste dörtten fazla söylenince saçma bir hal alıyo. İşte bunu bir de o sevimsiz teyzelerden duymak...
   Tamam, bebek Allah'ı var çok tatlıydı. Erkek çocukları da ayrı bi' sevimli oluyor. Ama teyzem öyle bir sevdi ki! "Kara böcüüm, kara böcüüüğğmm, kara böcskhfgsk" sonrası öyle saçma bi' hal aldı. Bunu üst üste söylediğinden artık garip sesler çıkarmaya başladı. Şüphesiz bu bebeklerin hepsi de "çirkin" oluyor. Sorsan "Nazar değmesin diye" söylerler.
   Demem o ki canımcığımlarım bu teyzeler başlı başına bir halk kahramanı, efsaneler destanı.

Hani paylaşayım dedim. 
Hayat paylaştıkça güz..
 :( Tamam.

14 Ağustos 2012 Salı

Agnes Obel - Louretta

Evde Hayat Nasıl Gidiyor?

   Bana şimdi böyle bir soru sormuş olsalar -artık kim soracaksa- "Gitmiyo karşim!" derim. E çünkü gitmiyor takdir edersiniz ki.
   Günler bana hafta gibi gelmeye başladı. Bakınız birkaç gün önce ki bu bana birkaç hafta gibi geliyor, iftara Şerife teyzeciğimlere gittik. Bi' o gün dışarı çıktım zaten. Şimdi odam adeta bir kasaba havasında. Sıkılmıyorum demiyorum ama her ihtiyacımı karşılıyorum. Yemek yeme ve tuvalet işini odamda yapma imkanım olmadığından arada şehre iniyorum(!) Şimdi bizim Ordu'daki apartmanda oturan şizofren Yakup amca geldi aklıma. Çok tuhaf bir hastalık yahu. Çizdiği at resimleriyle kendini adeta bir Picaso olarak görebiliyodu. Şimdi ben de onun bir farklı boyutu gibi oldum.
   Neyse ki en geç bu hafta sonu memlekete gidiyoruz bayram için. Hava değişikliği iyidir neticede.

   Dün valideceğim odamda fazla mahsur kaldığımı anlamış olacak ki meyve salatası yapıp getirdi sağ olsun. Her şey iyi hoş da sultanım, o dondurma ne?! Tamam düşünmüşsün, sağ ol, var ol ama BEN DONDURMA SEVMEM Kİ! Zaten buzlukta fazla kalmaktan buzluk tadı sinmiş üstüne. Meyveleri öyle özenle seçtim ki size anlatamam. Ama valideciğimin elinden tarçın olsa -öğm, ığm TARÇIN!- onu da yerim.
   İşte böyle de monoton, böyle de bedbaht anlar geçiriyorum odamda. Zaten gün içerisinde yaşım kadar film izliyorum, çok güzel yıkadım beynimi, güzel yıkadım. Bi' de üstüne felsefe çözüp, edebiyat tekrarı yapıp üstüne bir de bir buçuk senedir görmediğim matematiği çözmeye zorlarsam olacağı bu. 

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Yeni Bir Aşk, Yeni Bir İş, Yine Sevinecek Bir Neden

   Ailemize ufacık tefecik, minicik küçücük bir kız katıldı dün sabah. Nasıl tatlı!
   Benden sonra ikinci kızı sülalenin. O kadar çalışmadan sonra e artık olsun bi' kız. Tabii ki benim yerimi tutamaz. Ama ben yokken yokluğumu aratmasın diye onu ben eğiticem. Gerçi o zaman dayım kızı boğabilir. Kız demişken. Çocuğun adı yok. Bildiğiniz isimsiz. Aslında isimsiz de güzel bi is...kdljfhşaslkdh Of saçmalamayalım.Benim bulduğum ismi beğenmediler. "Bulem" oğlum işte ne güzel, mis. Kimsede yok. Anlamı da güzel. Gidin siz Zeliha koyun, Şaheste koyun. Ben karışmıyorum valla. Bu kız büyüdüğünde "Melike abla -ki muhtemelen burası abla değil teyze falan olur- keşke adımı sen koysaydın" deeer.
   Yarın da Hicaz, Melih, ben ve belki de Mert son Ankara gezimizi yapıcaz. Akşam da artık Çorum'dayım. 
   Bugün mutfak dayılarım ve benim hükmümüz altındaydı. Öldüm öldüm. Sırf bu mutfak işlerini sevmediğimden bile evde kalabilirim. Kalıcaksam bu nedenden kalayım. Ben işe atılıcam lan ne mutfağı, öf. Gül gibi tek başıma da yaşarım ben. Beni alıcak koca böyle alsın. En azından güzel temizlik yapıyorum. Bi' de meyve salatası. Yengeme bir meyve salatası yapmışız dayımla. Oy oyyy! Yemin ederim beni bile yerdiniz. Bulaşıkları hiç sormayın. Hepsi bana birer canavar edasıyla bakıyordu. Neyse ki onu da dayıma yükledim. Üzüldüm adama hem o kadar yemek yaptı hem de bulaşık... Yemek demişken. Anneannem de -ananem yazasım var- sadece bi' çorba yapmış. İftar yemeği lan iftar yemeği. Dayım bitirdi çorbayı, "ana menüyü alayım" dedi ama pişman oldu sonra. Çünkü ana menü diye bi' şey yoktu! Aç kaldık birazcık. Onu da gece sahurda tamamladık. Ramazan da geçse...