9 Şubat 2014 Pazar

OKUL DA NEYİMİŞ

   Şu an ders çalışmam gereken anlarda yetim kalmış bloğuma biraz destek olmaya çalışıyorum. Neyse, iş yerinde hallederim :))))))
   
   En kötüsü de cezaevinin açılacak olması. Psikolojimizin tamamen bozulmasını istemeyen devlet arada biz zavallılara böyle nefes aldırmayı akıl etmişler. Ama yine de bir işe yaramıyor. Yetmiyor bu açık ve net. Fakir Baykurt'un Tırpan adlı eserinden aldığım şu cümledeki "düğün"ü değiştirip "okul" yaparsak tam da anlatmaya çalıştığım durumu özetliyor:

   Annemi özledim. Bu tatil bana iyi geldi ama ayrılık hiç hoş olmadı. Sınav yaklaştıkça onlara daha fazla ihtiyaç duyuyorum. Bu sefer annem ve Melih'le Ankara'da çok daha harika vakit geçirdik. Yine kusursuz iş yerim maaşımı Ankara'da değil de Çorum'a geldiğim an yatırdığı için anneme bir kıyak geçemedim. Neyse ki ilk maaşımda ısmarladığım kahvenin hatrı hala geçerli. Daha 39 yıl var.

   Ailem olmasa da muhteşem dostlarım var. -Duygusallı konuşma devreye giriyor...- Gerçekten onlarla vakit geçirmek harika. Allah'tan apartta da yakın ilişkiler kurabildiğim insanlar var. Başta çok korkuyordum açık konuşmak gerekirse. Uzlaşamayan ya da geçimi zor bi insan değilim fakat normal olarak her insanla da anlaşamam. Korktuğum şey olmadı. Sorunlu oda arkadaşım haricinde her şey iyi. Onu da bi şekilde idare etmeye çalışıyorum artık. Bana bi abladan çok yakın arkadaş olan Ayşegül'e, Seher'e ve Fulya'ya buradan kocaman selamlar gönderiyorum. Hemşehrim olan Lale'yi de unutmamak lazım. Sonuçta hep beraber yapmış olduğumuz geleneksel olmayan nar şenliğine o da dahil oldu.

   Ama kimse asıl dostlarımın yerini tutamaz. Tamam, Ayşegül, Seher Abla, Fulya ve Lale Abla mükemmel bir iyi kalple donanmış insanlar, ona elbette bi şey demiyorum -sıçtım, sıvıyor gibiyim şu an- Söz konusu kalp değil, paylaşılmışlıklar. Merve, Öykü, Elif ve Deniz'le daha çok vakit geçiriyorum. Özellikle Merve ve Öykü'yle. Onlar benim resmen ailem gibiler. Lan ben onların canlarını yerim!!!

HAYAT ZOR BE GÜLÜM

   Liseli olup ailenden uzak olmak gerçekten acınası bir durum. Öyle ki yemek zevkin dahi değişiyor. Ispanağa burun kıvıran ben yemekte ıspanak olunca koşa koşa gidiyorum. Sabah kahvaltıları içi bi' şey diyemiyorum çünkü o beni hiçbir şekilde doyurmuyor. Bi sucuklu yumurta değil tabii. İdare etmeye çalışıyorum. Ona da alıştım. İki lokmayla doyar hale geldim kısacası.
 

    Çok asosyal ve ders kolik (liseli tabiriyle İNEK) olmaya aday adayı durumundayım. Tamam aslında asosyallik kısmında aday adayının aday adayı olamam. Yine maşallah keyfimden, gezmemden ve tozmamdan ödün vermiyorum. Fakat sanal üzerindeki tüm etkinliğim azalmış durumda. Zavallı bloğumun dili olsa bana isyan edecek. Belki de si... eee, şeyinde değildir. İyi ki bi dili yok.

   Reelde gerçekten etken bir yapıya sahibim. (Artık nasıl ders çalışıyosam terimlerim bile çalıştığım derslere kayıyor. Birazdan size fillde çatı bile anlatırım.) Kadim dostlarım sağ olsun sürekli yeni ve çılgınca etkinliklere başvuruyorlar. Doğum günü kutlamaları olsun, Panpa'nın yerine gidip çay içtikten sonra bi Gazi Caddesi turu yapmak olsun bunlar gerçekten çok sıradışı. Merve'nin doğum günü örneğin. Çok marjinal bir kutlamaydı. Yani fiilen olmasa da edebi olarak hoştu.



  
    Şöyle bakıyorum da bu yıl fazlasıyla pasta yemişim. Laf aramızda pastadan da pek hoşlanmam ama işte ıspanak dahi yediren öğrencilik size neler neler yedirmiyor. Ki pasta benim için bulunmaz bir nimet halini alacak duruma geldi. Sevgili apartımız bize tüm imkanları ve güzellikleri sunuyor. Kutlamasından bahsediyorum elbette. Yoksa diğer mevzulara girersek çıkması zor olucak. Pardon, şimdi internet yasağı da geldi. Alenen konuşmayayım da başıma bir iş gelmesin(!) 

   En zoru da bir zamanlar annenin yaptığı işleri artık senin si.. si... eee şey yapa yapa senin yapman. Ütü mesela. Hiç anlamam. Anlasam da pek beceremem. Hatta onu da geçtim, üşenirim ben. Ama işte üşenme hakkı bile tanımıyor aileden uzak kalan liseli statüsü. Çamaşırımı kendim yıkayıp ütümü de bi güzel yapıyorum. Baya baya ben kocaya gitmelik kız oldum. Bu da bi seçenek tabii. Değerlendirilmesi gerek.

   Ahh, iş yerim. Evet, harika(!) bir iş hayatına sahibim. Sabah sekiz, akşam beş çalışıp günlük yaklaşık olarak bir buçuk litre çay tüketerek tam bir memur profili çiziyorum. Tek fark okey ya da spider solitaire oynamıyorum. Bilgisayarım olsa eminim onu da yapardım. Aslında böyle kötülüyorum ama üniversiteyi kazanırsam tamamen iş yeri sayesinde olur. Zira sıkıntıdan dolayı harıl harıl ders çalışıyorum. Bu çalışmayla en azından bi hukuk kazanırım. Ayrıca oturarak da para kazanmış oluyorum. Büyük konuşmayayım ama ben memur olamam. Tamam, çok güzel. Oturarak para kazanıp tüm gün çay içmek gerçekten zor bi iş değil ama benim yaşam tarzıma çok aykırı. Size şöyle diyeyim: İşe başlamadan önce rahatça kalçamdan geçen okul eteğim artık kalçamdan geçerken yırtılacak diye korkuyorum. Neden biliyor musunuz? Kıçım artık yarı memur kıçı halini aldığı için. Yine de ders çalışıyorum. Ya iş yapıyor olsa idim....