İlk heyecanı Gölbaşı panayırında yaşadık. Yalnız panayırın olduğu yere "Atatürk Sahil Parkı" adını vermişler. Şimdi, buradaki sahil ise bizim memleketteki ne? Ha eğer bizim memleketteki sahil değil ise başka ne olabilir? Kafamda deli sorular...
Yengem baktık çok kaşınıyo, attık bunu gondola. Ama nasıl korktu, nasıl dualar ediyo. Karşımdaki kız da hiç tepkisiz fakat yüzünde her an kusacağını belirten bi' ifade var. Zaten iner inmez de kusmuş. Ve ranger deneyimi... Hiçbi şey yokmuş yahu! Ben de bi' şey sanıyor idim. Gondol daha heyecanlıydı.
Bizim uğrak mekanımız AnkaMall. Bu gelişimizde uğramazsak gücenirdi. Ne kadar gezdiysek artık ayak tabanlarımızı hissetmez olduk. Ve Melih'in okuduğu kitaptan esinlenmesi üzerine oturup soğuk kahvelerimizi içtik öncelikle. Yediğimiz kahveyi eritip(?) ardından yemeğimizi yedik. Saat hayli geç olunca artık eve gidelim fikri birimizden çıktı da eve gittik. Doğal olarak üst üste 2 gün böylesine dünyaya açılmak bize ağır geldi. Ben yine uyuyamadım ama olsun, uzun zaman sonra yorulduğumu hissettim en azından.
Ertesi gün, annesi "Burnunu koluna silme!" diye azarlasa da burnunu ısrarla kazak koluna silen çocukların arsızlığı gibi biz de önceki gün çok yorulmuş olsak da bu sefer bi' Kızılay turu yapalım dedik. İyi halt yedik. İlk önce bildiğimiz yerlerin fotoğrafını çektik. ARTIK N'ALAKAYSA! Sonra dedik ki "Bilmediğimiz sokaklara doğru çıkalım." Bizim için sonun başlangıcıydı artık. (NEDEN BÖYLE Bİ' KLİŞE CÜMLE KULLANDIM İNANIN BİLMİYORUM)
Sonuç olarak boku bokuna kaybolmadık. Evet, KAYBOLDUK! Artık nasıl gezdi isek. Yine burada da sokakların iç rahatlatan görüntüleriyle karşılaştık. Şöyle tanımlayabilirim; sokak bir ağaçsa içinde gezen insanlar da sonbahar ayında ağaçların dallarından düşen renkli yapraklar gibi. Böyle diyorum çünkü insanların her biri birbirinden farklı. Yürüyüşleri, bakışları, düşündükleri, duyguları... Sokaklar bana kalırsa felsefe, sanat, mizah, sosyoloji ve daha birçok alan için büyük bir nimet. Bunu ilk fark eden eminim ben değilimdir.
Yemekleri bitirdik, bi' güzel doyduk, dinleniyoruz. Bir de baktık ki söylemediğimiz halde önümüze 2 bardak çay geldi. Kimden geldi diye sorduk, "Bunu Kadir abi gönderdi." dedi. Kadir kimdi şimdi? Ve evet, bizi çok sevmiş olan ve tepsileri taşımama yardım eden Kadir abi. Canım da nasıl çay çekiyodu ki anlatamam. Kendisine teşekkür edip Gölbaşı yollarına baş koyduk...
(DEVAMI GELECEK...)




