Annemler köydeydi ve bu sabah geldiler. Ben de dedim ki "Kalk Melih, ortalığı toparlayalım." Oralı olmadı tabii doğal olarak. Başladım ben bulaşıkları bulaşık makinesine dizmeye. Koydum ne koyulucaksa hazneye. Haydiiii, hazne kapanmıyo. N'apsam n'apsam derken Melih'i çağırdım. O da düşündü, bi' şeyler yapmaya çalıştı ama ben bi' atak yaptım. Dedim "Oğlum Melih, bu olucak gibi değil. Gel şunu bi' deneyelim." Veeee, halloldu. Bence çok da şahane buldum, çok da akıllıca buldum. Mandal! Evet, bulaşık makinesiyle olan sorunumu mandalla çözdüm.
Bir diğer formülüm de daha yeni. Annem köye gitmeden önce bize çok zengin bi' dolap bırakmış. Bol bol yumurta, minnacık bir sucuk, azıcık da kaşar. O kadar çok çeşidin arasında 3 gün boyunca hep aynı şeyi yaptık. SUCUKLU YUMURTA. Ben aslında iyi yemek yapıyomuşum ya. En azından sucuklu yumurtam çok güzel oldu. Çayımı içmeye kıyamadım. Of tabii ki bunları aç olduğumuzdan böyle hissettik. Yoksa öyle aman aman bi' yumurta olmadı. Yine de sonuç olarak zekama büyük etki etmiş ki dün gece öylesine şahane fikirler çıkarabildik.
Komplekste biriyle tanıştım. Böyle mi tatlı olur, böyle mi sevimli olur yahu! Usulca yanına gittim. Gördüğümde güneşleniyo sandım. Biraz daha yaklaştım. Ama korkunç olayı o zaman farkettim. O sevimlilik yuvası ÖLMÜŞTÜ! Evet, ölmüştü. İnanın hala kendimde değilim. Öyle bi' güzellik olamaz. Annemi yanıma çağırıp onun ölmüş olduğunu söyleyince önce tiksindi, sonra umursamadan uzaklaştı. Adını Cafer koydum. İşte o merhum dostum:
Sizi çok sevdiğini söylemiş son nefesinde. Duyanların yalancısıyım. Yaşıyor olsaydı eminim her yerinden öpmek isterdiniz. Çünkü gerçekten çok sevimli. Öyle değil mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder