Hayat, insanlara birçok armağan sunar. Bazıları fark edilir,
bazıları ise göremeyen gözlerin bakması sonucu kaçar gider. Annem bana verilen
en güzel armağan. Görmeyi de o öğretti hazinenin değerini bilmeyi de.
Bizi neşelendirmek ve farklı
şeylerle karşımıza çıkmayı seven benim biricik annem hafta içi çalışıp bize
yemek yapamamanın verdiği suçlulukla enfes bir pazar kahvaltısı hazırlamış.
Uyanıp da kahvaltı masasına geldiğimde önce anlayamadım. Bunlar yenecek bi şey
miydi yoksa annem mutfağı tamamen masanın üzerine dökmüş de rastgele saçılan
şeylerden ben bir anlam mı çıkarıyordum? Hayır, bu mümkün değil zira mükellef
sofrada olması gereken küçük çatal, hepsi aynı desen çay bardakları ve şeker
kullanmadığımız için çay bardaklarında olmayan çay kaşıkları. Bu bildiğiniz
kahvaltı sofrası. Kıkırtı eşliğinde yaklaşan annem “Beğendin mi sofrayı?” dedi.
Evet, bi cazibesi vardı ama ben yalnızca “Anne gerçekten mi? Oha mısır mı lan
bu?!” tepkisini verebildim. Uyanıp sofraya gelen kardeşimin ise adeta
kelimeleri bu durumu karşılayacak gücü kendinde bulamayıp içine içine kaçtı.
Ortada bu kadar şaşılacak bir şey yoktu belki ama ben 20, kardeşim 18 yaşında.
Yani anne sence de bu biraz yemek yemekten kaçan 4 yaşındaki çocuk kahvaltısı
olmamış m
Ama
helal olsun benim valide sultanıma. İyi ki onun evladıyız. Neşeli neşeli
kahvaltımızı yaptık işte fena mı?
Sanırım yavrular hep böyle
şımartılacak varlıklar olarak görülüyor. Ben şikayetçi değilim bu durumdan.
Keşke hep yavru olsam. Çünkü ben de bir yavru severken içimden onu alıp
dünyanın en güzel şeylerini önüne sermek geliyor. Benden yitip giden kuşum
Zeki’den sonra cesaret edip kuş almaya karar verdim (KUŞUM ZEKİ HAKKINDAKİ
YAZIM SONRAKİ YAZILARIMDA KONU OLACAKTIR). Gözüm oradaki yavru köpeğe takıldı.
Golden cinsi. Bir yavru köpek bu kadar oyuncu olabilir. Canım, nasıl da
sıkılmışsa aldı parmağımı ağzına içeri doğru çekmeye çalışıyor. Ne sevimlisin
sen öyle!
İkinci
kez anne olmanın verdiği mutluluk fakat kayıp yavrumun üstüne yavru tanımanın
verdiği vicdan azabıyla bu yavruma daha çok sahip çıkmaya, onunla daha çok
ilgilenmeye karar verdim. Henüz bir ismi yok, üzerinde düşüneceğim.
Fikirleriniz olursa BELKİ değerlendirebilirim. Kuşumuz dişi bu arada. Kendisini
ellerimle besliyorum. Alışsın anneciğine. Ah o küçük, sıcak ayakları… Belki
benden bir parça değil ama onu öyle görüp sahiplenmek hoş bir duygu. Lütfen siz
de bir parçanız olmasa bile hayvanlara hoşgörü ile yaklaşın. Malum, insanlar
iyilikten anlamaz fakat hayvanlar biz insanlar gibi çöplük haline gelmiş bir
bilince sahip değiller. Neşeli kalın ve başka kimsenin hayvanlara olan
sevgisizliğini görmeyin.


:')
YanıtlaSilBu etkili yorumunuz için çok müteşekkirim :)
Sil