Dün bi' farklılık yapıp şehir içine geçtik işte. Evin birkaç eksiği vardı. Hem de gezmiş şöyle hava almış oluruz dedik.
Ne çok malzeme varmış sokakta. Malzemeden kastım konu malzemesi canım. Yoksa tabii malzeme olacak.
Öncelikle buradan gelecekteki eşime ve kaynanama sesleniyorum; "Bana çeyizlik öyle yatak yorgan şey etmeyin, bana aparat alın bol bol. Bakınız fotoğrafla örneklendiriyorum şimdi."
Kazak sahibi olucam yakında. Onun için de annem cici mi cici renkte bi' ip aldı. Bitsin, onuda sunucam size.
Eve dönerken de çok sansasyonel şeylerle karşılaştık.
Bu mağaza vitrinlerindeki mankenlerin benden çok kıyafeti var. Adamlar her gün başka bir şey giyiyor. Şu zamanda vitrin mankeni olmak varmış. Fakat bir tanesi var ki tam bir ikoncan. Çok da şık caaağğnııım.
Kışın yaklaştığını da vitrinlerden anlıyoruz. Çok severim kışı. Bi' üçlü var; battaniye - kitap - kahve. Allaaaşkına hanginiz bu üçlüde mutlu mesut yaşadınız? Benim bildiğim kış; akarken donan sümük, grip, çatlayan eller. Yok kahvesiymiş de battaniyeymiş. Ben daha çok okulda vakit geçiriyorum. Bu yüzden kalorifer peteği battaniyeden daha samimi geliyor bana.
Bir de küçük bir satıcıda şunları görünce "Kış üçlüsüne battaniye çıkarılıp bu getirilsin!" dedim.
Renkli kurabiyelerimiz için gıda boyalarımızı aldık, mankenimizi görüp imrendik, patik tarzı yünlü giyecekleri de gördük ve o Çorum'un elit aracını, özel günleri süsleyen adeta bir küheylanı da görmeden edemedik. Adam her duruma karşı hazırlamış aracını. Sünnet düğünü için kaputun üstüne Pepe, alengirli süsler...
Gezimizi eve yakın "Nasib Fırın" kafasıyla bitirdik.
Bazen bizler de çok keşmekeş bir hal alıp geri kafalı olabiliyoruz. Nasib Fırın bunun en açık örneği.
Adam ya kıyımsız bir insan, yıllar önce astığı yazıyı çıkaramıyor ya da hala bir şeylerin değiştiğinin farkında değil. "Ekmek 500" pek de normal değil çünkü.
Keşmekeşliğe gelirsek "Dünki ekmek bulunur" Hey gözünü sevdiğimin konuşma diliiii! Bu konuyla yani "dünki ekmek bulunur"la ilgili espri bulmaya çalıştım ama yazının kendisini başlı başına bi' espri.
Böyle güldük, eğlendik, gezdik, yorulduk. Yolda gelirken canımız kısır mı çekmedi, mantarlı tavuk, zeytinyağlı yaprak sarması. Gerçi bu yiyecekleri hangi zaman olursa olsun saysınlar benim canım yine çeker. Demek ki o ana özgü bir şey değilmiş.
Hemen bizim mutfak ustası Yasemin kampomuzu aradık. "Bulguru ıslat, sebzeyi biz alıp geliyoruz" komutuyla bizim Yaso direkt işe koyulmuş. Bize yalnızca gidip yemesi kaldı. Peki oradaki oturma seansımız bitince ne mi yaptık?
Tabii ki gelip BULMACA ÇÖZDÜK!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder